Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Şubat 2008 Salı

İnsanlık Tarihi ve Darwin Teorisi



Kutsal dinlere göre ilk insan Hz. Âdem’dir. Yüce Allah onu topraktan yaratmıştır. Uyum sağlaması için özünün de yeryüzünün elementlerinden olmasını dilemiştir.

İnsanoğlu yerin her tarafından alınan toprak cinslerinin birleştirilmesiyle yaratılmıştır. Bundan dolayı insanlar değişik karakterler taşımaktadır. Kendilerinde bulunan toprak miktarlarına göre insanların kimi kırmızı- kimi beyaz- kimi siyah- kimi bunların arasında bir renktedir. Huy bakımından da kimi yumuşak- kimi sert- kimi kötü- kimi de iyidir.

Allah insanı mükemmel ve en güzel bir biçimde yaratmış, onu yaratırken de toprağı çeşitli hal ve safhalardan, bir evrim sürecinden geçirmiştir.

Evrim: Kademe kademe oluşan bir değişim ve gelişimdir. İnsanın iki unsuru vardır. Su ve toprak. Yeryüzünün 3/4 sudur. İnsanın da vücudunun 3/4 sudur.

Toprağın su ile karıştırılıp, şekil ve suretin tamamlanmasından sonra Hz. Âdem’e can ve ruh verilmiştir. Bundan sonra insanoğlunun soyu kendi sulbünden, Hz. Âdem’den devam etmiştir.

Kuran’ı Kerim de insanın yaratılışı şöyle anlatılır:

“Biz ilk insanı süzme çamurdan yarattık. Sonra onu bir sistem halinde döl suyu damlasıyla korumalı bir yuvaya (rahme) yerleştirdik. Sonra bu döl suyu damlasından hücreyi yarattık. Sonra bu hücreden cenini; ceninden de kemikleri yarattık. Sonra da kemiklere et giydirip onu mükemmel bir varlık haline getirdik. Öyleyse yaratanların en büyük ustası olan Allah ne kadar yücedir.”(Müminun / 12-14)

İnsanoğlunun yaratılış ile ilgili çeşitli efsaneler üretilmiş, tarih boyunca kurulan medeniyetler insanın orijinalini bulmaya çalışmışlardır. Tüm türlerin ortak bir canlıdan meydana geldiğine, zamanla değişime uğradığına dair bir nazariye ortaya atılmış, adına da Evrim Teorisi denilmiştir.

Tarihi eski Yunan’a -Antik çağa kadar dayanan Evrim Teorisi, 19.yüzyılda yaşayan İngiliz doğa bilimcisi Darvin tarafından ileriye sürülmüş bir nazariyedir.150 yıllık bir geçmişi olmasına rağmen dünyada tartışma meydana getiren, bilim tarihin de ayrılıklara, tartışmalara yol açan biyolojik bir teoridir. Konu insan olunca bu teori her kesimi, her alanı etkilemiş; ispatlamaya çalışanlar olduğu gibi çürütmeye çalışanlar da olmuştur.

Evrim Teorisi, deney ve gözleme dayanan bir teori değildir. Çünkü evrim için çok uzun bir süreç gerekmektedir. Böyle uzun bir süreç de hiçbir zaman deney veya gözleme dayanmaz. Evrim Teorisi’nin, Newton kanunu gibi kesinleşmiş bir yapısı yoktur.

Evrim Teorisi, hem Hıristiyan hem Yahudi hem Müslümanlarca yaratılışı inkâr manasına geldiğinden kabul edilmemiş, din ve bilim otoritelerince karşı çıkılmıştır.

Evrim Teorisinin ortaya çıktığı asırda ilim ve teknoloji zamanımızdaki kadar ilerlememişti. O dönemde hücre, canlının en küçük yapısını teşkil eden obje olarak biliniyordu. Oysa hücrenin içinde ondan daha küçük DNA moleküllerinin olduğu tespit edilmiştir.

Eğer Evrim Teorisinin öne sürdüğü gibi bir türden diğer bir türe geçiş var ise, bu değişikliği yapan faktörlerin açıklanması gerekir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi canlıların temel maddesi hücrelerde bulunan DNA molekülleridir. Bir canlının tüm karakterleri DNA yapısında saklıdır. İnsan vücudu ile ilgili tüm bilgiler burada kodlanmıştır. DNA çok hassas bir yapıya sahiptir. DNA’yı bozacak bir dış etki, canlıyı olumsuz bir şekilde etkiler ve DNA’sının bozulmasına yol açar. Bu da canlının ölümüne sebep olur.

Türlerinin birbirine dönüşmesi imkânsızdır. Çünkü doğa da böyle bir güç yoktur. Doğa dediğimiz olgu: Taşı-toprağı -havayı -suyu oluşturan bütün bilinçsiz atomların bir toplamıdır. Bunca cansız madde yığının bir solucanı oluşturacak; sonrada onu bir balığa çevirecek; sonrada onu karaya çıkarıp sürüngen yapacak; sonrada onu uçan kuş yapacak; en sonunda insana dönüştürecek bir güce sahip değildir. Bu güne kadar yeryüzünde canlıların evrimleştiğine dair tek bir gözlenmiş delil yoktur.

Darvin Teorisinin fosil kalıntıları ile kanıtlanabileceği öne sürülmüş, ancak birçok biyolojik ve evrensel faktörlerin bu fosillerde deformasyonlara yol açacağı unutulmuştur.

Sonuç olarak diyorum ki: Nazariye halinde olan Darvin Teorisi dünyadaki birçok bilim adamınca kabul edilmemiştir.

Kutsal dinlerin beyan ettiği gibi insanoğlu Hz. Âdem’den meydana gelmiş; Hz. Âdem’de topraktan yaratılmıştır. İnsanın topraktan yaratıldığına dair birçok bilimsel delil vardır.

Toprağın içinde bir takım elementler vardır. Toprakta demir vardır, kalsiyum vardır, fosfor vardır, magnezyum v.s. vardır. İnsanın yapısı incelendiği zaman aynı elementlerin insanın yapısında da olduğu görülür. Rahatsızlanıp doktora gittiğimiz zaman Doktor: “Sende demir eksikliği var-sende kalsiyum eksikliği var” der. Ve ilaç verir.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi toprakta bir takım renkler vardır. Kırmızı toprak vardır-siyah toprak vardır-beyaz toprak vardır. Aynı renkler insanlarda da İnsan toprakla hayatını devam ettirir. Geniş düşündüğümüz zaman her şey ya direk ya da endirekt topraktandır. İnsan toprakla beslenir- toprakla yaşar- toprağa döner.

İnsan ölünce ruh bedenden ayrılır. Ona kimse sahip çıkmaz olur. Annesi babası ve bütün sevdikleri onu biran önce yerine göndermek isterler. Daha fazla bekletemezler. Onu toprağa gömerler. Böylece insan da hakiki dostuna kavuşur. Aslına dönüşür.

İnsanoğlu artık şöyle söyler: “Benim sadık yârim kara topraktır.”

1 Aralık 2007 Cumartesi

Amerika

Uzak Doğu Asya ülkeleri ile ticaret yapan Avrupalılar, yıllarca güzergâh olarak Türk topraklarını kullanmışlardır. Bu yolda Türkleri kendilerine sürekli engel görerek onlarla savaşmışlar, ama girdikleri her savaşta yenilgiye uğramışlardır.Türk topraklarını kullanmadan Uzakdoğu ülkelerine gitmek isteyen batılılar, değişik ticaret yolları aramışlar ve keşiflerin önünü açmışlardır. İstanbul’un fethi de keşifleri hazırlayan sebepler arasında gösterilmiştir.
Doğuya batıdan gitmeye çalışan ünlü Cenovalı gezgin Kristof Klomb, 1492 yılında uzun ve meşakkatli bir okyanus yolculuğundan sonra Bahama adalarına varmış, buranın Asya’nın doğusunda bir yer olduğunu zannetmiştir. Daha sonra 1499 da İtalyalı tüccar ve haritacı Amerigo Vespucci, bu yerin yeni bir kıta olduğunu keşfetmiştir. Bundan dolayı buraya onun adı verilmiştir.

Amerika’nın keşfinden sonra İspanyollar- Portekizler- Fransızlar- İngilizler bu yeni kıtaya gelerek yerleşmişlerdir.
Zamanımızda Amerika denildiği zaman akla, Amerika Birleşik Devletleri gelir. Kısaca ABD veya USA diye isimlendirilen Amerika Birleşik devletleri, 1776 da kurulmuştur. 50 eyaletten meydana gelen ve federal bir devlet olan Amerika’nın başkenti Washington olup, nüfusu 300 milyondan fazladır. Yüz ölçümü, 9.629.092 metrekaredir. Asya ve Avrupa ülkelerine göre yeni bir ülke olan ABD, Madenler, mineraller kömür ocakları ve petrol kuyuları bakımından zengindir. Geniş ormanları ve akarsuları ile dünyanın en başta gelen ülkelerindendir. Filmleri- ileri teknolojisi- ekonomik ve askeri gücü ile dünyanın süper gücüdür. Kendi çıkarlarına göre (Kuzey Amerika Ülkeleri- G8 Ülkeleri- Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Ülkeleri – Kuzey Atlantik Paktı (NATO)- Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) gibi) birçok kuruluş ve örgütün başında yer alan Amerika, çağımızda dünyanın rakipsiz gücüdür.Asrımızda baktığımız zaman nerede bir savaş varsa orada Amerika vardır. Nerede bir huzursuzluk varsa orada Amerika’nın parmağı vardır. Nerede bir karışıklık varsa orada Amerika’nın oyunu vardır. Anadolu da bir hikâye anlatılır: Yolculuk yapan bir misafir. Anadolu’da bir haneye akşam misafir olur. Yenilip içildikten sonra yatma saati gelir. Hane sahibinin evi iki odalıdır. Bir odasında ailesi ile kendisi yatar, diğer odada da çocukları yatarlar. Misafirin yatağı da zorunlu olarak çocukların odasına yapılır. Gece misafirin tuvaleti gelir. Tuvalette dışarıdadır. Misafir dışarı çıkmak için dış kapıyı açar. Bakar ki kapının önünde kara bir köpek yatmaktadır. Adımını atmak ister. Köpek:” hıııırr” der. Köpeğe bir şeyler söyleyerek tekrar adım atmak ister. Köpek ayağa kalkarak iyice dikleşmeye başlar. Biraz bekler. Köpeğe tekrar: “canım -cicim” diyerek yalvarır. Köpek kesinlikle misafiri dışarıya bırakmaz. Misafir ümitsiz bir şekilde yatağına döner. Ve Kıvranmaya başlar. En sonunda dayanamaz yatağa halleder. Sabah olunca çocuklarla birlikte yatağı katlar ve hole koyar. Evin hanımı yatakları yerine koyarken yataklardan pis bir koku geldiğini hisseder. Yatakları açar bakar ki, yatakta büyük abdest pisliği. Kocasına seslenir ve der ki: “Baksana! Bu ne? Bu çocuklar bu kadar büyük şeyi nasıl yaparlar?” Karı koca düşünürler, bir anlam veremezler. Konuşmaları duyan misafir dayanamaz ve der ki: “Kapıda o kara köpek olduğu müddetçe, bu çocuklar daha çok büyük şeyler yapar. Filistin ‘de ateş kes sağlanamıyorsa, orada bir kara K…… vardır. Afganistan’da sular durulmuyorsa, orada bir kara K……vardır.

Pakistan’da işler karışıyorsa, orada bir kara K……vardır.

Irak mezhep çatışmalarına gidiyorsa, orada bir kara K……vardır.

Türkiye’de terör bitmiyorsa, burada da bir kara K……vardır.

Neden bu kara K……, hep İslam ülkelerinde H……lıyor. Bu tesadüf müdür? Hayır değildir. Çünkü ABD Başkanı haçlı zihniyetinden bahsetmiştir. Yıllarca Kudüs’ü ele geçirmek için mücadele veren haçlı ordularının torunları bugün Kudüs’ü ele geçirmişlerdir.
Amerika Birleşik devletleri başkanı George Bush’un asıl gayesi büyük Ortadoğu projesidir. Ortadoğu dünyanın merkezidir. Stratejik yönden çok önemli bir bölgedir. Dünyanın en zengin petrol yatakları buradadır. Bunun içinde en büyük engel Türkiye’dir. Türkiye’ye dost gözükerek Ortadoğu ülkelerinde hâkimiyet kurmuş, sıra Suriye ve İran’a gelmiştir. Bunun için dünya kamuoyu oluşturmaya çalışmaktadır. Türkiye’deki üstlerini Lübnan’a veya Irak’a taşımak için Irak’ın oturmasını beklemektedir. Ondan sonra Türkiye’ye eyvallah etmeyecektir.
Sovyetler Birliği dağılmadan önce dünyada bir denge vardı. Amerika’ya karşı Sovyetler Birliği de karşı örgüt kurmuştu. Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra Amerika için artık dünyada hiçbir engel kalmamıştır. İstediği ülkeye kafa tutuyor, istediği ülkeye saldırıyor.
Altını çizerek söylüyorum: Bir gün gelecek Amerikanın sonu, Sovyetler Birliğinin sonu gibi olacak. Tarih tekerrürden ibarettir. Her çıkışın bir inişi vardır. Tarihe baktığımız zaman ne büyük devletler, ne büyük imparatorluklar tarihten silinmiştir.
Bundan otuz beş yıl önce öğrencilik yıllarımda büyük gazetelerimizden birinde şöyle bir haber okumuştum: Bir gün gelecek Sovyetler Birliğinin sonu, Osmanlı Devletinin sonu gibi olacak. Evet, aynen öyle oldu.

Dünyada ezici bir çoğunluk, ABD’nin küresel liderliğine karşı amansız bir mücadele içindedir. Bu mücadele askeri ve siyasi olmayıp ekonomiktir. Amerikan doları küresel kredisini her geçen gün kaybetmektedir. Dünya piyasalarında dolar çok hızlı düşüşe geçmiştir. Ekonomisi gülcü olan bazı ülkeler dolara karşı savaş açmışlardır. İran- Rusya- Çin- Güney Kore- Suudi Arabistan gibi ülkeler, uluslararası ticarette ya kendi paralarını kullanıyorlar, ya da Euro’yu tercih ediyorlar.
Netice olarak diyorum ki : Bir gün gelecek Amerika Birleşik Devletleri olmayacak, Sadece Amerika olacak. Bu durum, savaşsız siyasi ve ekonomik yollardan kendiliğinden olacak. Yani tarih tekerrür edecek……

3 Kasım 2007 Cumartesi

Yağmur ve Yağmur Taşı

Bilim ve son din İslam evrenin başlangıcının sis bulutundan meydana geldiğini belirtmektedir. Değişim ve gelişim sonucu yeni oluşumlar meydana gelmiştir.
Evrendeki bu değişim ve oluşum hala devam etmektedir. Ozon tabakasının delinmesi ve küresel ısınma bu değişim ve gelişimin sonucudur. Asırlar önce insanlar, Orta Asya da ki değişim sonucu başlayan kuraklık nedeniyle buradan göç etmişler ve değişik bölgelere yerleşmişlerdir. Çağımızda küresel ısınma ile başlayan kuraklık sonucu insanlar, başka gezegenlerde kendilerine yeni yerleşim yerleri arayacaklardır. Evrende bir takım kanunlar vardır. Güneşin doğması batması, gece ile gündüzün birbirini takip etmesi, mevsimlerin oluşması bu kanunların sonucudur. Hayatın devamını bir takım tabiat kanunlarına bağlayan, kâinatta bir nizam- bir sistem kuran yüce kudret, yağmurun yağmasını özel takdirine bırakmıştır. “Rüzgârları yağmurdan önce hazırlayıcı olarak gönderen odur. Sununda o rüzgârlar ağır yağmur yüklü bulutları yüklenince, onu ölü bir memlekete sevk ederiz. Oraya su indirir ve onunla her türlü mahsulü yetiştiririz.” (Araf/57) Yağmur yağdırma yetkisi Allah’ın özel takdirinde ve yetkisinde olduğu için şerefli peygamberimiz, yağmur yağmadığı zaman ona dua ederek yağmur istemiştir. Çünkü kutsal kitap Kur’an-ı Kerim’de dua edenin duasına cevap verileceği beyan ediliyor. Ancak duanın kabul olunması için günahlardan temizlenmek lazım. Duada samimi olmak, iyi konsantre olup dileğimizi yüce yaratıcıya iyi arz etmemiz lazım. İnsanlar çaresiz kaldıkları zaman batıl yollara başvurmuşlar. Dileklerini türbelere arz etmişler, veli ve ulu kişilerden medet ummuşlar, hatta taştan- topraktan- ağaçtan çare umar hale gelmişlerdir. Adapazarı’nın sınır köyü olan Hacıaliler köyünde tarihçesi bilinmeyen Rumlardan kaldığı tahmin edilen- mermerden- kere şeklinde- iki metre uzunluğunda adına: “ yağmur taşı” denilen bir taş vardır. Yöre halkı yağmur yağmadığı zaman bir araya gelerek hep beraber bu taşı kaldırırlar, yağmur yağacağına inanırlar. “Hatta filan köyün halkı taşın kaldırılmasında bulunmazsa, yine yağmur yağmaz denilir.” Bu düşünce sınır ihlali yüzünden köyler arasında sık sık kırgınlık ve dargınlıkların yaşandığı bir zamanda olumlu bir davranış olsa gerek. Yağmur yağmadığı zaman halk arasında denir ki:“ Tabi yağmur yağmaz. Çünkü bu sene yağmur taşını kaldırmadılar.” Bu sene Doğu Anadolu ve Karadeniz bölgelerimizde yağmurun fazla yağmasından dolayı hasat yapılamazken, batı bölgelerimizde kuraklıktan dolayı verimli hasat elde edilememiştir. Bu durum, hangi yöreye- hangi bölgeye- ne zaman- ne kadar yağmur yağması gerektiği yüce kudretin takdirine bağlı olduğunu göstermektedir. Eğer bir yöreye yağmur yağmıyorsa bundan dolayı yeraltı su kaynakları kuruyorsa insanlar biraz da kendini sorgulamalı, kusuru kendilerinde aramalıdır.Bakınız Allah ne buyuruyor: “Söyleyin bakayım? Yağan yağmurlar kesilecek, yeraltı sularınız çekilecek olsa, size kim bir su kaynağı sağlayabilir? (Mülk/30) Durumu takdirlerinize sunuyorum.